İçeriğe geç

Bilgiyi işleme kuramı kimin ?

Bilgiyi İşleme Kuramı Kimin? (Ve Benim Bu Konudaki Karmaşık İlişkilerim)

Evet, doğru okudunuz! “Bilgiyi işleme kuramı kimin?” sorusu şu an çok ciddi bir meseleymiş gibi duruyor, ama aslında en büyük mesele ben olduğum için kafamın içinde bir sürü düşünce ve espriyle savaşıyorum. Neyse, size bunu anlatırken bir yandan da bilgiye nasıl işlem yapıyorum, bir yandan da günümüz insanının “beyin nasıl çalışır, ne zaman durur?” sorularına nasıl takıldığını çözmeye çalışacağım. Tabii, her zaman olduğu gibi işler biraz kafamın içinde çığırından çıkacak, o yüzden uyarıyı baştan yapalım: Kafanız karışabilir ama merak etmeyin, hepimiz aynı gemideyiz.

Bilgiyi İşleme Kuramı Nedir?

Öncelikle, “Bilgiyi işleme kuramı” dediğimizde, birinin aklında böyle “psikoloji profesörü” tipi bir resim canlanıyor değil mi? Bazen öyle oluyor, birini bir konuda anlatırken bir anda jargonlar, teoriler ve akademik kelimeler devreye giriyor. Ama gelin biraz sadeleştirelim. Bilgiyi işleme kuramı, beynimizin nasıl bilgi aldığını, işlediğini ve depoladığını anlamaya çalışan bir teori. Hani hep diyoruz ya, “Yaşamak bir okuldur,” işte bu teorilerde bizim içsel okulumuzu anlamaya çalışıyorlar. Tabi, bunu yaparken de insanın beyin kapasitesine biraz fazla yükleniliyor gibi geliyor bana. Düşünsene, bir bilgisayar gibi düşünmeye çalışıyoruz ama 2 GB RAM ile!

Peki, bu kuramı kim geliştirdi diyecek olursanız… Tabii ki, Atkinson ve Shiffrin! Yani bu teori, Atkinson ve Shiffrin’ın 1968 yılında geliştirdiği ve insan beyninin, bilgiyi bir “kısa süreli bellek” ve “uzun süreli bellek” gibi kategorilerde nasıl işlediğini gösteren bir model. Yani “Bilgiyi işleme kuramı kimin?” sorusunun cevabı aslında bu iki dostumuzun ismiyle anılıyor.

Bilgiyi İşlerken Hayatın İçindeki Komik Anlar

Düşünsenize, bir gün sıradan bir iş görüşmesindesiniz ve aniden şunları düşünüyorsunuz:

“Acaba şunu mu söylesem, şunu mu yapsam?”

“Hımm, acaba o da beni bir beyin fırtınası yaparken ciddiye alıyor mu?”

Ya da başka bir örnek: Sonunda bir arkadaşınızla dışarı çıkıyorsunuz, ama kafanızda “bilgiyi işleme” konusunda her şey karışıyor. Çünkü biri size saçma bir şey söylese, beyninizin süzgecinden geçerken şöyle düşünüyor olabilirsiniz: “Bu kişi bunu neden söyledi, niye böyle bir bilgi vermek istedi?” Bu aslında klasik bir bilgi işleme yöntemi ama sonuçta insanın düşüncelerinin derinliklerine inmek, işleri biraz karmaşık hale getiriyor.

Mesela geçen gün iş yerinde bir arkadaşım, öğle yemeği molasında “Evet, yeni bir uygulama indirdim, çok mantıklı” dedi. Hadi bakalım, burada hemen beynim devreye girdi:

“Uygulama mantıklı mı? Neden bu kadar mantıklı? Yani neyi doğru yapıyor?”

“Ben de mantıklı bir şey bulabilir miyim?”

“Ama neden bu kadar mantıklı olmak zorunda ki?”

Bu, işte bilgi işleme kuramının günlük hayatımda nasıl devreye girdiğine dair şahane bir örnek.

Kısa Süreli Bellek vs. Uzun Süreli Bellek: Çatışma Anı

Şimdi, bir de kısa süreli bellekle ilgili bir örnek vereyim. Mesela bir arkadaşınıza “Beni hatırlıyor musun?” diye soruyorsunuz. O da size gayet kendinden emin bir şekilde “Evet, tabii!” diyor. Ama sonra bu konuşmayı düşündüğünüzde, beyniniz şöyle çalışıyor: “Bu kişi, gerçekten beni hatırlıyor mu? Yoksa o kadar çok insan tanıyor ki, benimle ilgili bir şey hatırlamak çok zor olabilir!” Ve iç sesiniz hemen devreye giriyor:

İç ses: “Bence seninle alakası yok. Beyninde, adını duyduğunda eski fotoğraf albümlerinden biri açılıyor, o kadar.”

Ben: “Ay, hadi be! Herkes böyle düşünmüyor ki.”

İşte burada bilgi işleme kuramı devreye giriyor. Kısa süreli bellekte bir şeyler depolayıp sonra bir şekilde uzun süreli belleğe atmak gerekiyor ama bazen o uzun süreli bellek öyle bir “sıkışma” yaşıyor ki, insan düşünmeden edemiyor: “Acaba beynim bu kadar bilgiye ne kadar dayanabilir? Hadi bir deneyelim!”

Bir Zihinsel Çıkmaz: Duygusal Hafıza

Duygusal hafıza da var tabii. Birisi size bir anı hatırlatıyor, mesela eski bir arkadaşınızla eski bir kafede karşılaştığınızı. Anında beyin o anıyı çıkarıp gözlerinizin önüne seriyor. İşte burada, yine bilgi işleme kuramı devreye giriyor ama çok ciddi bir iş yapıyor. Bu tür olaylar, bizim beyinlerimizdeki “anlık hafıza”ları değiştiriyor. Hani bir yandan o eski anı canlanıyor ama diğer yandan beyninizin o kadar fazla bilgiyi hatırlayabilmesi de şaşırtıcı. Gerçekten de, beynimiz ne kadar çok bilgiyle dolarsa, o kadar karmaşık bir hal alıyoruz.

Sonuç: Beynin Bazen Farkında Olmadığı Şeyler

Bazen düşünmekten yoruluyorum. Çünkü bazen beynimin “Bilgiyi işleme kuramı” adı altında bana sunduğu sonuçlar, beni hem eğlendiriyor hem de biraz korkutuyor. “Evet, bellek işlemi yapıldı ama sonuç… Hımm, hatırlamadım!” diyorum. Şaka bir yana, aslında bir şeyin üzerine düşünmek, bazen çözüm bulmaktan çok daha fazla bilgi işlemeyi gerektiriyor.

O yüzden, bir gün bir arkadaşım “Bilgiyi işleme kuramı kimin?” diye sorsa, büyük ihtimalle ben de şu cevabı veririm: “Atkinson ve Shiffrin. Ama onlara bu kadar kafa yormaya gerek yok, çünkü senin beynin her an bilgi işliyor, sadece çoğu zaman fark etmiyorsun.”

Ve sonuçta, belki de beynimize en iyi yapabileceğimiz şey, durup o anı yaşamaktır. Yani “çok düşündüm, beynim yandı” dediğinizde, işte o zaman gerçekten bilgi işlemeye başlamışsınızdır!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort deneme bonusu veren siteler
Sitemap
ilbet casino