Değerli ziyaretçiler, Ukde ekibi bu yazısında “Astek kime denir” konusunu tüm yönleriyle aktarıyor.
Astek kime denir? Kayseri’de başlayan bir ayrılığın hikâyesi
Kayseri’nin soğuğu bazen insanın içine işler. Dışarıda rüzgâr eserken, insanın kendi iç sesi daha yüksek konuşur. Ben o günlerde tam da böyle bir dönemdeydim. Yirmi beş yaşındaydım, işten eve dönüyor, akşamları defterime uzun uzun yazılar karalıyordum. Her şey biraz yarım, biraz eksik gibiydi. Hayatın nereye aktığını biliyormuşum gibi davranıyordum ama aslında hiçbir şey bilmiyordum.
O zamanlar en yakın arkadaşım Mert’ti. Çocukluktan beri aynı sokakta büyümüştük. Aynı okul, aynı mahalle, aynı hayaller… Ama hayat bazen aynı başlayan hikâyeleri farklı yerlere savurmayı çok iyi biliyor.
Bir kelimenin hayatımızı değiştirdiği gün
Mert’in askerlik haberi geldiğinde, ikimiz de bunun sadece kısa bir ayrılık olacağını düşünmüştük. “Giderim, gelirim” diyordu. Hatta o kadar rahattı ki, ben bile onun ciddiyetini sorgulamamıştım.
Ama bir gün kahvede otururken telefonu çaldı. Konuşma kısa sürdü ama yüzü değişmişti. O an anlamıştım, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
“Beni asteğmen yapmışlar,” dedi.
O an ilk defa o kelimeyi duydum: astek.
Oturduğum sandalyede hafifçe geriye yaslandım. Sanki bir şey duyup da anlamını kaçırmışım gibi hissettim.
“Astek ne demek?” dedim.
Gülümsedi ama o gülümsemenin içinde bir ağırlık vardı. “Asteğmen işte… askerlikte subay yardımcısı gibi bir şey. Uzun süre kalacağım.”
O anda fark ettim ki mesele sadece askerlik değildi. Mert artık başka bir dünyaya geçiyordu. Bizim sokaktan, bizim kahveden, bizim gecelerimizden uzak bir dünyaya.
Kayseri gecelerinde büyüyen sessizlik
O geceden sonra Kayseri bana daha sessiz gelmeye başladı. Şehrin ışıkları aynıydı ama benim içimde bir şey sönüyordu. Mert’le her buluşmamızda konu hep aynı yere geliyordu: gitmek, kalmak, beklemek.
Bir akşam Erciyes’in soğuk rüzgârı yüzümü keserken yürüyorduk. Cebimde ellerim, kafamda bin türlü düşünce vardı.
“Mert,” dedim, “astek olmak sana ne hissettiriyor?”
Durdu. Uzun bir süre konuşmadı. Sonra sadece şunu söyledi:
“Garip… Ne tam askerim ne de tam sivilim. İki arada bir yerdeyim.”
O cümle içime işledi. Çünkü ben de hayatımda öyle hissediyordum. Ne tam mutluydum ne de tamamen mutsuz. Sanki herkes bir yere gidiyordu ama ben olduğum yerde sayıyordum.
Astek kime denir? Aslında bir unvandan fazlası
Zamanla öğrendim ki “astek” dediğimiz şey sadece bir askeri rütbe değildi. Asteğmen, yani kısa dönem ya da yedek subay olarak görev yapan, hem asker hem de öğrenci gibi yaşayan insanlara verilen bir unvandı. Ama bu kelimenin bizdeki karşılığı çok daha derindi.
Bizim için astek, bir arkadaşın gidip değişmesi demekti. Aynı insanın farklı bir kimliğe bürünmesi demekti. Üniformanın içine girince sadece beden değil, hayat da şekil değiştiriyordu.
Mert bana bunu anlatırken gözlerinde bir belirsizlik vardı. Sanki kendisi bile neye dönüşeceğini tam bilmiyordu.
Gitmeden önceki son yaz akşamı
Mert’in gitmesine birkaç hafta kala, birlikte son kez uzun bir akşam geçirdik. Kahvede değil, bu sefer şehrin biraz dışına çıktık. Sessiz bir yerde oturduk.
Gökyüzü açıktı. Kayseri’nin o sert ama berrak gökyüzü… Yıldızlar sanki daha yakındı o gece.
Ben konuşmak istiyordum ama kelimeler boğazımda düğümleniyordu. İçimde garip bir hayal kırıklığı vardı. Sanki bir şeyleri yeterince iyi yaşayamamışız gibi.
“Mert,” dedim, “sen gidince burada her şey aynı kalacak mı sanıyorsun?”
Bana baktı. Gülümsedi.
“Hiçbir şey aynı kalmaz.”
Bu cümle beni biraz kırdı. Çünkü içten içe her şeyin aynı kalmasını istiyordum. O sokak, o kahve, o akşamlar… Hepsi yerinde dursun istiyordum.
Ama hayat kimseye böyle bir söz vermiyordu.
Havalimanına giden o sabah
Mert’i yolcu ettiğim sabah Kayseri’nin soğuğu daha sertti. Sanki şehir bile onun gidişini fark etmişti.
Arabaya bindiğimizde ikimiz de çok konuşmadık. Radyo açık ama ses kapalı gibiydi. Her şey bulanıktı.
Havalimanına geldiğimizde valizini aldı. O an göz göze geldik. İçimde bastırdığım her şey yüzeye çıkıyordu.
“Dikkat et kendine,” dedim.
“Sen de,” dedi.
Sonra kısa bir sessizlik oldu. Ardından o cümleyi söyledi:
“Astek kime denir biliyor musun? Aslında iki hayat arasında sıkışmış insana.”
O an hiçbir şey söyleyemedim. Çünkü bu cümle sadece bir açıklama değildi. Aynı zamanda bir veda gibiydi.
Yalnızlıkla gelen farkındalık
Mert gittikten sonra günler birbirine karıştı. Sabah işe gidiyor, akşam eve dönüyor, defterime yazıyordum. Ama yazdıklarım bile eksikti.
Kayseri’nin sokaklarında yürürken artık onun adını içimden söylüyordum. Her köşe başı bir hatıra gibi duruyordu.
Bir gün eski kahvemize uğradım. Mert’in oturduğu sandalyeye baktım. Orası boştu ama boşluk bile doluydu.
O an anladım ki “astek” sadece bir rütbe değilmiş. Bir insanın hayatının geçici bir dönemde nasıl ikiye bölünebileceğini anlatıyormuş.
Beklemek mi, büyümek mi?
Zaman geçtikçe Mert’ten gelen mesajlar azaldı. İlk günler sık sık yazıyordu. Sonra aralar açıldı. Ben her mesajı beklerken, aslında kendi içimde büyüyen bir boşlukla tanışıyordum.
Bir gece defterime şunu yazdım:
“Belki de insanlar gitmek için değil, biz onları beklemeyi öğrenelim diye gidiyordur.”
Bu düşünce hem acı veriyordu hem de tuhaf bir şekilde olgunlaştırıyordu beni.
Astek kime denir? Bende kalan anlamı
Artık “astek” kelimesini duyduğumda sadece bir askeri görev aklıma gelmiyor. Bir arkadaşın dönüşümü, bir gencin kendi kimliğiyle sınanması, bir şehrin içinde eksilen bir ses geliyor.
Mert’in gidişi bana şunu öğretti: İnsanlar sadece fiziksel olarak değil, duygusal olarak da uzaklaşabiliyor. Ve bazen en zor olan, o uzaklığı kabullenmek oluyor.
Yıllar sonra aynı sokak
Aradan zaman geçti. Kayseri aynı kaldı ama ben aynı kalmadım. Bir gün yine o eski sokaktan geçtim.
Rüzgâr vardı. Tanıdık bir soğuk. Kahvenin önünden geçerken durdum.
İçeri girdim. Sandalyelere baktım. O boş sandalye hâlâ oradaydı.
Ama artık içimde aynı sızı yoktu. Yerini sessiz bir kabulleniş almıştı.
Mert’i düşündüm. Nerede olduğunu, nasıl biri haline geldiğini bilmiyordum. Ama onun bana bıraktığı şey hâlâ içimdeydi.
“Astek kime denir?”
Belki de artık bu sorunun cevabı bende farklıydı.
Astek, sadece bir rütbe değil; hayatın insanı ikiye böldüğü, bir tarafını geride bırakırken diğer tarafında devam etmeye zorladığı o ince çizgiydi.
Ve ben o çizginin ne kadar sessiz olduğunu artık çok iyi biliyordum.
Bu içeriğimizin sonuna geldik. Ukde olarak “Astek kime denir” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.